Hz.Muhammed ve Hz.Zeynep Evliliği

Hz. Muhammed’in, evlatlığı Hz. Zeyd’in eşi Hz. Zeynep’le evlenmesi bazı kesimler tarafından suistimal edilmektedir. Ahlağını Allah’ın övdüğü o insan, bu kesimler tarafından nefsine hakim olamayan bir düşkün olarak gösterilmek istenmektedir.

Hikmeti sonsuz olan ancak Allah’tır, ama bu yazıda ben, bu olayın arkasında yattığını düşündüğüm hikmet(ler)i dilim döndüğünce açıklamaya çalışacağım.

Öncelikle olayı kısaca özetleyelim: O dönemde Araplar evlatlıkları öz çocuklarla bir sayarlardı. Öz çocuğun sahip olduğu tüm haklara evlatlıklar da sahip olurdu (günümüzdeki gibi). Öyle ki Hz. Zeyd ahali arasında "Zeyd bin Muhammed" diye anılırdı, "Zeyd bin Harise" diye değil. (Harise Hz. Zeyd'in öz babasının adıdır). Böyle bir durumda, Hz. Muhammed evlatlığı olan Hz. Zeyd ile halasının kızı olan Hz. Zeynep’i bizzat kendisi evlendirir. Ancak aradan bir yıl geçmeden (veya bir yıl sonra) Allah’ın emri ile Hz. Zeyd eşini boşar ve Hz. Zeynep Hz. Muhammed ile –Allah tarafından- evlendirilir. Yüce Allah Kuran’da bunun sebebi olarak “evlatlıkların öz çocuklar hükmünde olmadığının bilinmesi” muradını açıklar. Nitekim, bu olaydan sonra Hz. Zeyd (öz babasına nispetle) "Zeyd bin Harise" olarak anılmaya başlanır.

Bu olayın incelenmesi gereken iki sonucu vardır: Birincisi Zeyd'in Hz. Muhammed'in (öz) oğlu hükmünde olmaktan çıkarılması... İkincisi ise genel olarak tüm zamanlardaki evlatlıklara bakan yönü...

Bana göre Zeyd'in Hz. Muhammed'in (öz) oğlu hükmünde olmaktan çıkarılması, Hz. Muhammed'in ölümünden sonrası için atılmış bir adım olabilir. Hz. Muhammed'in ölümünden sonra İslam'ın yönetimine bildiğiniz gibi önce Hz. EbuBekir daha sonra Hz. Ömer vs... geçmiştir. Ancak eğer Hz. Zeyd, Hz. Muhammed'in (öz) oğlu hükmünde olmaktan çıkarılmasaydı, neler olurdu bilinmez... Ya da belki Allah biliyordu! Bu noktada, "Tezim sanırım herkesce anlaşılmıştır" diye umuyorum, ama elbette bunu ispatlamama imkan yok... Çünkü, burada Allah tarafından olması engellenmiş bir kaderden bahsediyoruz! Ancak, İslamın geleceği ve Hz. Muhammed sonrası yönetim penceresinden bakılınca (en azından bana) akla yatkın geliyor.

Gelelim olayın tüm zamanlardaki evlatlıklara bakan yönüne... Öz çocuğun sahip olduğu tüm haklara evlatlıkların da sahip olması güzel bir adet sanılabilir… Arapların bu güzel mi güzel adetini kaldırmanın ne anlamı var, değil mi?

Hayat herkesin aynı noktada başladığı bir oyun değil. Hatta bazıları bir dramın tam ortasına doğuyorlar. Bunu en iyi bir aile sıcaklığından, ana baba şefkati ve ilgisinden mahrum olanlar bilir olsa gerek. Bu çocuklara el uzatmak toplumun boynunun borcu! Onların fizyolojik-psikolojik karşılanması gereken bir sürü ihtiyaçları var. Bunları tek tek saymaya gerek yok.

Bunun içindir ki toplumumuz bir evlat edinme yarışı içine girmiş durumda! İnsanlar –istisnalar hariç- evlat edinmeyi akıllarından bile geçirmiyorlar. Hele de kendi çocukları varsa, maddi durumları müsait bile olsa buna yanaşmıyorlar. Neden? Kalplerin artık daha katı olmasını bir yana bırakırsak, kimse öz çocuğunun mirasına ortakçı istemiyor da, ondan…

Böylece olayın ikinci sonucu da (biraz olsun) açıklığa kavuşuyor sanırım... Miras kaygılarıyla bu çocukları aç/açık bırakmak yerine, onları (mirastan mahrum bırakarak olsa da) himaye etmek daha güzel değil mi?

Allah'ın muradının bu olduğundan nasıl mı bu kadar eminiz? Bu olayın anlatıldığı Ahzab suresi 6.ayet bizim görüşümüzü desteklemekte ve meselenin aynı zaman da mirasla da ilgili olduğunu doğrulamaktadır:
Ahzab/6 (Diyanet Vakfı Meali)
Peygamber, müminlere kendi canlarından daha yakındır. Eşleri, onların analarıdır. Akraba olanlar, Allah'ın Kitabına göre, (mirasçılık bakımından) birbirlerine diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar; ancak, dostlarınıza uygun bir vasiyet yapmanız müstesnadır. Bunlar Kitap'ta yazılı bulunmaktadır.

Rabbimizin sözüdür: “Sizin hayır sandığınız şey şer, şer sandığınız şey hayır olabilir” ve “Siz bilmezsiniz, Allah bilir”.