Kuran ve 19
(Bir Alegorinin Çözümü)

19 sayısı etrafında dönen tartışmalara ben de kendi yorumumla katılmak istedim. Tabii ki bu da sonuçta bir “yorumdur”. Amacım 19 hakkında şu an için kendilerinden başka kimsenin inanmadığı bir iddianın sahibi olan kimselere meselenin düşünemedikleri başka boyutlarının da olabileceğini göstermek. Benim iddiam da tıpkı onların ki gibi (ve muhtemelen) hatalı olabilir, ama ben bunu peşin olarak kabul ediyor ve bu işte ümmetin ortak aklının zamanın da yardımıyla doğruyu bulacağına (bu benim iddiam olmasa da) inanıyorum. Bu iddiayı ortaya atmamın sebeplerinden biri Kuran’daki ifadelerden, 19 hakkındaki gerçeğin dünyada iken anlaşılacağının çıkarılabilmesidir. Ancak bazıları bu konuda öyle şeyler ortaya atmıştır ki ümmet artık bu konuya yaklaşmaya bile korkar hale gelmiştir. Bu açıdan cesaretle ama temkini elden bırakmadan yeni açılımların yapılması gerektiğini düşünmekteyim.

19 ile ilgili benim iddiam basitçe şudur: “Kuran'ın 19 sayısı ile ilgili meseli bir alegoridir ve Kuran 19 sayısı ile cehennem arasında doğrudan bir ilişki kurarak ve 19’u bir fitne olarak tanımlayarak ve 19 ile ilgili gerçeğin ortaya çıkması ile müminlerin ve kitap ehlinin şüphelerinin önüne geçileceğini belirterek, 19. yüzyılda küfrün (ateizm) yükselişe geçeceğini ve “Evrim Teorisi” fitnesinin gelişini mucizevi bir şekilde haber vermektedir.” (En doğrusunu Allah (c.c) bilir.)

Bu durumda 19 ile ilgili ortada benim ileri sürdüğümü de dâhil edersek şu an için 3 görüş var:

İlgili Ayetler

Müddesir/27-31 – Elmalılı Hamdi Yazır
Sekar'ın ne olduğunu bilir misin?
Ne bir parça kor, ne bırakır.
İnsana susamış bir susuzdur,
Üzerinde ondokuz (bekçi-melek) vardır.
Biz o ateşin muhafızlarını hep melekler yaptık, sayılarını da sadece inkarcılar için bir fitne vesilesi kıldık ki, kitap verilenler kesin inanç edinsin, inananların imanını arttırsın, kitap verilenlerle, müminler şüphelenmesin, kalplerinde hastalık bulunanlarla kafirler: "Allah bununla mesela ne demek istiyor?" desin, işte böyle Allah, dilediğini şaşırtır, dilediğine de yola getirir. Rabbinin ordularını sadece kendisi bilir; ve o ancak düşünmek için insanlara bir öğüttür.

Müddesir/27-31 – Yaşar Nuri Öztürk
Bilir misin nedir sekar?
Ortada bir şey bırakmaz, hiçbir şeyi görmezlik etmez o.
İnsan için tablolar/levhalar/ekranlar sunandır o/deriyi yakıp kavurandır o.
Üzerinde ondokuz vardır onun.
Biz, cehennem yârânını hep melekler yaptık. Ve biz, onların sayılarını da küfre sapanlar için bir imtihandan başka şey yapmadık. Ta ki, kendilerine kitap verilenler iyice ve apaçık bilsinler. İman etmiş olanların imanı artsın. Kendilerine kitap verilmiş olanlarla iman sahipleri kuşkuya düşmesin. Kalplerinde hastalık olanlarla küfre sapmış bulunanlar da; "Allah bununla neyi örneklendirmek istiyor?" desinler. İşte böyle. allah, dilediğini/dileyeni saptırır, dilediğini/dileyeni de doğruya ve güzele kılavuzlar. Rabbinin ordularını ancak O bilir. Bu, insan için bir öğüt verici ve düşündürücüden başka şey değildir.

Müddesir/27-31 (İngilizce, A.Yusuf Ali)
And what will explain to thee what Hell-Fire is?
Naught doth it permit to endure, and naught doth it leave alone!-
Darkening and changing the color of man!
Over it are Nineteen.
And We have set none but angels as Guardians of the Fire; and We have fixed their number only as a trial for Unbelievers,- in order that the People of the Book may arrive at certainty, and the Believers may increase in Faith,- and that no doubts may be left for the People of the Book and the Believers, and that those in whose hearts is a disease and the Unbelievers may say, "What doth Allah intend by this ?" Thus doth Allah leave to stray whom He pleaseth, and guide whom He pleaseth: and none can know the forces of thy Lord, except He and this is no other than a reminder to mankind.

Bu ayetlerde 19’un biricik fonksiyonu tanımlanmakta ve takip edeceği söylenen sonuçları verilmektedir.

19 Hakkında Geleneksel Görüş

Tefsirlerde “19” hakkında yer alan görüş özetle şudur: “19”, cehennem meleklerinin sayısıdır ve kâfirler için bir “imtihan” meselesi yapılmıştır. Bu “imtihan” yapılış kâfirlerin o sayıyla uğraşıp durması ile açıklanır ve Ebu Cehil’in 19 melekle ilgili sözleri aktarılır. Ana fikir kâfirlerin “19” ile uğraşıp duruyor olmalarıdır. Bana göre de yüce Allah’ın bu ayette örnek olarak sunduğu olay budur. Ancak geleneksel görüş ayette verilen sonuçları 19’un başka bir özelliği ile açıklar. Tefsirlere göre cehennem meleklerinin sayısı olarak bildirilen 19, kitap ehlinin (Yahudiler) kitaplarında da (Tevrat) aynı şekilde 19 olarak verilmiştir. Tefsirciler buradan hareketle ayette verilen sonuçların bu uyum ile sağlanacağını söylemişlerdir. Onlara göre Kuran’da da aynı sayıda cehennem meleğinin verildiğini gören kitap ehli Kuran’ın Allah’tan gelmiş olduğunu anlayarak kesin bilgiye ulaşacaklar ve peygamberin saygınlığını kavrayacaklardır. Sorun şu ki, ayette 19’un bu uyum özelliği (fonksiyonu) ile ilgili hiçbir referans yoktur. Geleneksel yorumun hatası ayeti kelime anlamında (literal meaning) alarak, gerçekte bir alegori (sembolik anlatım) olduğunu fark edememesidir. (Bu durum geleneksel yorumun çok eski bir açıklama denemesi olması ile açıklanabilir.)

Kod 19

Okuyucuların Kod 19’un ne olduğunu bildiklerini var sayarak bu iddianın detaylarına girmeyeceğim. Arzu eden internette detaylı bilgi bulabilir. Fakat Kod 19’un aslında ne yaptığını kısaca açıklamaya çalışacağım. Kod 19 iddiasına göre “19” sayısı hem kâfirler için bir “deneme” ve hem de (aynı zamanda) müminlerin ve kitap ehlinin iman etmelerini sağlayacak matematiksel bir mucizedir. Aslında Kod 19’un yaptığı da geleneksel yorumun yaptığı ile aynıdır. Kod 19 destekçileri “19” sayısı ile “onun kâfirler için bir fitne oluşunu” birbirinden ayırmakta ve 19 sayısına yükledikleri yeni bir fonksiyonu olan bir anlamla ayette elde edileceği açıklanan sonuçları ilişkilendirmektedirler. Sorun şu ki, 19’un bir kod olduğuna dair ayette bir referans yoktur ve daha kötüsü 19 ile onun kâfirler için bir fitne oluşunu birbirinden ayırmanın mantıksal bir yolu ve sebebi de yoktur. Tabii eğer 19’a yeni bir fonksiyonu olan bir anlam yüklemek istemiyorsanız.

Fitne Kelimesi

Türkçe meallerde “imtihan” olarak verilen kelimenin ayetteki Arapça aslı “fitneten” kelimesidir. Ayette geçen bu “fitne” kelimesi üzerine Kuran’da yapılacak bir araştırmada görülecektir ki “fitne” kelimesi Kuran’da şu anlamlarda kullanılmıştır: fitne (bildiğimiz anlamında), baskı, imtihan, kargaşa ve karışıklık, cezbedicilik, ceza ve birini şaşırtarak doğru yoldan saptırmak. Bu kelime (fitne) Kuran’da sıklıkla “fesat” kelimesi ile birlikte kullanılmıştır.

“Meselen” Kelimesi ve Örneklendirme

Müddesir/31 ayetinde en ilginç noktalardan biri de ayetin sonlarına doğru “meselen” kelimesinin kullanılmış olmasıdır. Bu kelime “örnek” ve/veya “kıssa” anlamına gelmektedir. Nitekim Y.Nuri Öztürk ayetin o kısmını “Allah bununla neyi örneklendirmek istiyor desinler” diye çevirmiş. Bu kelimenin kullanılması ayette bir örneklendirme yapıldığına işaret etmektedir. Nitekim aşağıdaki Kuran ayetinde de kâfirlerin Allah’ın verdiği örneklere “Allah bu örnekle ne demek istemiş” diyecekleri/dedikleri anlatılmaktadır:

Bakara/26 Allah bir sivrisineği, hatta üstündekini örnek vermekten sıkılmaz. İman edenler bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. Kafirler ise: "Allah böyle bir örnek ile ne demek istemiş?" derler. Evet! Allah onunla bir çoğunu da şaşırtır, yine onunla bir çoğunu yola getirir. Onunla ancak fasıkları şaşırtır.

Örnek olarak verilen fitne olayı

Yukarıda geleneksel görüşten bahsederken belirttiğim gibi yüce Allah’ın Müddesir/31’de örnek olarak kullandığı olay Ebu Cehil ve arkadaşlarının meleklerin sayısıyla ilgili düştükleri durumdur. Ancak yine Müddesir/31’in sonlarına doğru işaret edildiği üzere Allah bu olayla sadece başka bir gerçeği örneklemek istemiştir. Bunu biraz aşağıda ayrıntılarıyla okuyacaksınız. Burada akla şöyle bir soru gelebilir: “Bu kadar önemsiz bir olay mı örnek olarak kullanılıyor?”. Buna en güzel cevap yukarıda verdiğimiz Bakara/26 ayetidir. Allah bu ayette küçük gibi görünen şeyleri de örnek vermekten sıkılmadığını özellikle vurgulamaktadır. Sizce de Bakara/26 ayeti özellikle Müddesir/31 ayetini açıklığa kavuşturmak için inmiş gibi durmuyor mu?

Meleklerin Sayısı ve 19

Klasik Kuran yorumcularının neredeyse tamamının 30. ayette verilen 19’un cehennem meleklerinin sayısı olduğunda birleşmelerine rağmen, bazıları (bazı Kod 19’cular!) bu sayının melek sayısı olmadığını iddia etmekte ve “fitne” olanın “melek sayısı” olduğunu, onun da 19 olmadığını savunmaktadırlar. Onlara göre 19'un melek sayısı olduğunu mantıksal olarak çıkarımlamanın hiçbir yolu yok! Bu iddiaya basit bir kahvehane diyaloğu ile cevap verelim:

(Konuşmalar eşli oynanan bir kağıt oyunu seansında geçmektedir.)
Ali: Bana lazım üç!
Mehmet: O ne demek şimdi?
Ali: Bir kupa çay olsa da içsek!


Bu diyalogda ilk konuşmacı açıkça "kupa üçlü" istemiyor da ne yapıyor? Bu örnek diyalogda yapılan bir tür söz söyleme sanatı değil midir?

Kaldı ki ayette verilen 19 sayısının meleklerin sayısı olduğunun en büyük delili diğer Kuran ayetleridir. Öncelikle Hakka suresi ayet 17’yi aşağıya alıyorum:

Hakka/17
Melek de onun kenarlarındadır. Rabbinin arşını, o gün onların üstündeki sekiz taşır.


Yukarıdaki ayette de, tıpkı Müddesir/30 ayetinde 19 hakkında olduğu gibi, bahsedilen “sekizin” ne olduğu söylenmemiştir. Ancak hemen tüm yorumcular bunların melek olduğunda hem fikirdir. Bunun üzerine bir de aşağıdaki ayet eklenince durum iyice netleşmektedir:

Mumin/7
Arşı taşıyanlar ve onun çevresindekiler Rablerini hamd ile teşbih ederler, O'na iman ederler ve iman etmiş olanlar için şöyle bağışlanma dilerler: "Ey Rabbimiz, senin rahmet ve ilmin herşeye geniş (herşeyi kuşatmıştır) . Hemen o tevbe edip yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azabından koru!


Bu 2 ayet bize adeta “Müddesir/30’da verilen 19 sayısı da melek sayısıdır” demektedir. Sonuç olarak elimizde şu tanım bulunmaktadır: “Kâfirler için fitne olan 19”…

Analiz

Her şeyden önce ayette “19” ile cehennem arasında açık ve reddedilemez bir ilişki kurulmuştur. Bu durum hem geleneksel görüşün ve hem de Kod 19 iddiasının aleyhinedir. Çünkü her iki iddia da 19’a pozitif bir anlam yüklemektedir. Kod 19 bu sayıyı mucizevî bir kodlama sistemi olarak sunmakta, geleneksel görüş ise Kuran ile Tevrat arasındaki uyumu vurgulamaktadır. Benim iddiam ise 19’un olumsuz bir anlamı olduğunu vurgulamaktadır ve bu açıdan 19 ve cehennem ilişkisi, iddiam ile tamamen uyumludur.

31. ayette meleklerin sayısının kâfirler için bir fitne kılındığı ifade edilmekte ve bu fitne kılınış sayesinde elde edilecek bazı sonuçlar verilmektedir. Ayrıca bununla bir şeyin örneklendirildiği de belirtilmektedir. Hemen yukarıda anlattığımız gibi surenin 30 ve 31. ayetleri ve Mekkeli müşriklerin verilen 19’u melek sayısı olarak alıp fitneye düştükleri rivayeti aslında bize bir tanım vermektedir: “Kâfirler için fitne olan 19”… Açıkladığımız gibi bu tanım 19’un meleklerin sayısı olmasından bağımsızdır.

Kısacası inananların ve kitap ehlinin imanını artıracak olay “19’un inkârcılar için bir fitneye dönüşmesi” yoluyla yapılan örneklendirmenin gerçekte neye işaret ettiğinin anlaşılmasıdır. Örneklenen bu gerçek sadece “kâfirler için fitne olan bir 19” olmalı ve elde edilecek sonuçlar da hem verilen örneğin hem de örneklenen gerçeğin ortak özellikleri (kâfirler için fitne olma, 19 olma) ve uyumu ile sağlanmalıdır.

19. yüzyıl iddiam bu açıdan ayetle tümüyle uyumludur. Çünkü benim iddiam 19’a yeni ve ayette olmayan bir fonksiyonu olan bir anlam yüklememektedir. Benim iddiamın vurguladığı şey ayette yapılan örneklendirme yoluyla “19. yüzyılın kâfirler için bir fitne asrı” olacağına işaret edildiğinin anlaşılmasının, ayette verilen sonuçları doğuracağıdır.

19. yüzyılın en büyük fitnesi elbette “Evrim Teorisi”dir. Bu manada ünlü ateist Richard Dawkins’in sözleri önemlidir: “Darwin made it possible to be an intelectually fullfilled atheist”. Türkçesi: ”Darwin entelektüel anlamda tatmin olmuş bir ateist olmayı mümkün kılmıştır”. Charles Darwin ateizme temel oluşturan teorisini 1859 yılında (19. yüzyılda) yayınlamıştır.

İnsanlık tarihine baktığımızda “19” ve “fitne” kelimeleriyle örtüşen tek gerçeğin 19. yüzyıl ve “Evrim Teorisi” olduğu görülecektir.

Ayrıca ayette hem kitap ehli hem de müminler için “şüphe” kelimesinin kullanılması 19. yüzyıl iddiamızı güçlendirmektedir. Kendinize şunu sorun: “Bugün kitap ehli ve müminlerin en büyük ve ortak “kuşku” kaynağı nedir?”. Bu durum 19. yüzyıl iddiasının sahip olduğu ve diğer iki iddiada bulunmayan önemli bir özellikle paralellik göstermektedir. Bu iddiada müminlerin ve kitap ehlinin “şüphe” kaynağı ile kâfirler için fitne olan şeyin kaynağı aynıdır: “19. yüzyıl”.

Müddesir suresinin adının “gizlenen şey” olması da 19. yüzyıl iddiası ile bire bir örtüşmektedir. Şöyle ki küfür (ateizm) 19. yüzyıla kadar gizlenen bir olgu olmuş, hiçbir zaman entelektüel anlamda bir temeli olmamış, fakat 19. yüzyılda bu durum değişmiştir.

Kod 19 iddiasının sahiplerinin aleyhine olan bir durum da şudur: “Kuran’da bulunan herhangi bir şey bulunması zor bir şey olabilir elbette, ama anlatıldığında anlaşılması kolay olmalıdır”. Sonuçta Kuran tüm insanlara hitap eder. Bu açıdan Kod 19 iddiasının sahipleri güç durumdadır. Çünkü iddiaları pek çok insan tarafından “test” dahi edilememektedir. Kelimeleri ve harfleri sayarken hangi metodu kullandıkları bile tartışmalıdır. Örneğin Besmele’deki harf sayısının 19 olduğu iddialarına bile çok ciddi eleştiriler gelmiştir. Oysa 19. yüzyıl iddiası, anlatıldığında anlaşılması kolay bir iddiadır ve bu açıdan daha önceki Kuran mucizeleri ile benzer özellikler taşımaktadır.

(Not: Bu yazıda "Evrim Teorisi" ile kastedilen rastgele evrimdir, "yönlendirilmiş evrim" değildir.)

İnternet Kaynakları

Aşağıda 19. yüzyıl ve ateizm arasındaki ilişki ile ilgili ilginç bulduğum bazı alıntılara yer veriyorum:

Some of the great philosophers of the nineteenth century, such as Karl Marx, not only thought that no evidence existed to support the belief in a god, but also believed that religion was a creation of society. They thought that society created religion in order to supress man's desire to seek a good life by promising him a better after-life.(7) Others, like Sigmund Freud, believed that religion was something that comforted people and kept them somewhat in order. (8) With the endorsement of some of the greatest minds of the century, atheism became a notable philosophy of life for the first time in the nineteenth century.

http://religiousmovements.lib.virginia.edu/nrms/atheism.html

Türkçesi: “Yüzyılın büyük fikir adamlarının etkisiyle, ateizm ilk defa 19. yüzyılda saygıdeğer bir yaşam felsefesi haline geldi.”
Until the nineteenth century, atheism was widely thought to be not just false but impossible or crazy. By the early twentieth century, however, all that had changed. Indeed, according to some of our most influential culture-heroes - for example, Marx, Nietzsche and Freud - it is religion that is pathological and it is atheism that distinguishes our culture from those of the past. Yet despite the importance of atheism (for unbelievers and believers), its history has not been the object of much scholarly study.

http://www.amazon.com/Atheism-Britain-David-Berman/dp/185506474X

Türkçesi: “19. yüzyıla kadar, ateizm sadece yanlış değil fakat aynı zamanda imkansız ya da çılgın bir fikir olarak kabul edildi.”
Ateizm XIX. yüzyıldan itibaren yeni bir karakter kazanmıştır. Bazı çevrelerce bilimsel çalışmalar dinin aleyhinde görülmüş, pozitif bilimlerdeki çeşitli araştırmalar ve var sayımlar dinî inançların çürütülmesi amacıyla kullanılmaya çalışılmıştır. Ayrıca modern dönemde Batı'da insan özgürlüğü ile Tanrı iradesi (Kilise doktrinleri) arasında derin bir uçurum oluşmuş ve insanlar kendilerini bu ikilem içerisinde bulmuşlardır. Bu dönemde Tanrı problemi, ateistlerce insanın özüne yabancılaşması ve özgürlüğünü kaybetmesi açısından da temel bir mesele olarak gözükmüş-tür.(23)
Schopenhauer (1788-1860), Auguste Comte (1798-1857), Feuerbach (1804-1872), Marx (1818-1883), Nietzsche (1844-1900), Freud (1856-1939), Sartre (1905-1980) ve Ayer (1910-1989) gibi filozoflar modern dönemde ateizmin öncüleri olmuştur. Bu dönemde genelde bütün dinler, özelde ise Hıristiyanlık çeşitli biçimlerde eleştirilip reddedilmiştir.

http://www.diyanet.gov.tr/turkish/weboku.asp?id=325&yid=6&sayfa=5
Almost everyone who has studied human history, particularly its philosophical and social aspects, will agree that the nineteenth century was an important period, for it was during those years that the first steps were taken toward the future spiritual collapse. Its most important characteristic was the growth of atheism (i.e., rejecting God's Existence) as opposed to theistic beliefs and religion, which had been generally dominant in the world until then.

http://www.riseofislam.com/rise_of_faith_01.html

Türkçesi: “19. yüzyıl önemli bir zaman dilimiydi. … Bu yüzyılın en önemli özelliği ateizmin dini inançlar karşısında büyümesi oldu”.
19th CENTURY
The French Revolution (1789-1799) shocked the world in its violence and marked the end of another era. Religion began to reform and tried to blame the deists and other movements for the social turmoil that resulted. This reform is evident in the image of God, which is now shown as a loving, humanist deity. Rationalism, and later on Freethinking, organizes itself and starts to bring about social reform.
In 1841, Ludwig Feuerbach wrote a book called "The Essence of Christianity", which was one of the first German atheistic influences. The book theorized that God was man's projection of himself.
A year later, George Jacob Holyoake (1817-1906) was arrested for blasphemy. An English freethought organizer, he coined the term "secular". In 1859, Charles Darwin publishes his famous book "Origin of Species", which gave atheists their first natural explanation of animal and human life.
The freethinking movement definitely began to take root with the incredible action of two men, Charles Bradlaugh, and most importantly, Robert Ingersoll.

http://www.objectivethought.com/atheism/history.html
In the latter half of the 19th century, atheism rose to prominence under the influence of rationalistic and freethinking philosophers. Many prominent German philosophers of this era denied the existence of deities and were critical of religion, including Ludwig Feuerbach, Arthur Schopenhauer, Karl Marx, and Friedrich Nietzsche.[68]

http://en.wikipedia.org/wiki/Atheism

Türkçesi: “19. yüzyılın ikinci yarısında ateizm yükselişe geçti.”
In 1859, Charles Darwin published On the Origin of Species by Means of Natural Selection or the Preservation of Favored Races in the Struggle for Life, which described evolution by means of natural selection.

As we stated at the beginning, one of the main supports for the rise of atheism to its zenith in the 19th century was Darwin’s theory of evolution.

http://www.harunyahya.com/articles/70the_fall_of_atheism_sci34.php

Türkçesi: “Darwin 1859’da Türlerin Kökeni adlı eserini bastı. … Ateizmin 19. yüzyıldaki yükselişinin en önemli sebebi Darwin’in Evrim teorisiydi.”
The most influential publication of the nineteenth century was Charles Darwin 's Origin of Species. Published in 1859, described evolution by natural selection over millions of years and confirmed what many had suspected, that the Genesis creation story was not literally true. Many people became agnostics when they learnt how life on earth evolved and realised that there was no need for a god to have created it and that Earth and all the life forms on it were not created in six days, though others continued to prefer the biblical account. Scientists like Pierre and Marie Curie were not religious and motivated by the desire to know more and to improve the human condition.

http://www.humanism.org.uk/site/cms/contentviewarticle.asp?article=1220

Türkçesi: “19. yüzyılın en etkili yayını Darwin’in Türlerin Kökeni adlı eseriydi. … Pek çok insan süpheye düştü. …”
It was when the conflict between science and religion arose in the nineteenth century, largely because of Darwinism's inconsistency with a fundamentalist reading of the Bible, that humanism acquired its modern association with atheism or agnosticism.

http://www.srcf.ucam.org/hmmsoc/

Türkçesi: “Bilim ve din arasındaki çatışma 19. yüzyılda Darwinizm’in İncil’in kökten dinci yorumuyla çatışması neticesinde yükseldi.”
He realised that ideas have consequences and that the rise of atheism during the 19th century would in due course subvert the institutions created and sustained by the Judaeo-Christian faith.

http://www.christianheritageuk.org.uk/Mobile/default.aspx?group_id=32432&article_id=43921

Türkçesi: “ateizmin 19. yüzyıldaki yükselişi…”
Evrimciler sessiz de kalsalar yaygaralar da koparsalar sonuç değişmeyecek, evrim teorisinin oluşturduğu fitne ortamı -Allah’ın izniyle- inananların vesilesiyle yok edilecektir.

http://www.harunyahya.org/guncel/darwinizm1_0704.html
Hücrenin ve içerdiği maddelerin ne kadar kompleks, ayrıntılı ve üstün bir tasarıma sahip olduğundan habersiz olan bilim adamlarının birçoğu, bu kadar mantıksız ve cahilce iddialar içeren evrim teorisine körü körüne inandılar. Çünkü bu teori bir yandan da 19. yüzyılda güçlenen materyalist düşünceye, bir Yaratıcı'nın varlığını inkar ederek ve ortaya "tesadüf teorisi"ni atarak önemli bir destek sağlıyordu.

http://www.kuranvebilim.com/html2/mikrodunya/protein/protein0.html

Takvim Hakkında

Bazılarının aklına “Neden Hıristiyan Takvimi?” sorusu gelebilir. Öncelikle belirtmek gerek ki bütün bu 19. yüzyıl fitnelerinin kaynağı Avrupa topraklarıdır, İslam toprakları değil! İslam o zamanlar 13. Hicri yüzyılı yaşarken, Avrupa 19. yüzyılı yaşıyordu. Burada anahtar nokta kâfirler için fitne olanın Avrupa’nın 19’u olmasıdır, İslam’ın 13’ü değil. Sözün özü İslam’dan kaynaklanmayan bir problemin Hicri takvimle ilişkilendirilmesini beklemek anlamsız olur. İkinci olarak ise bu 19 sayısı ile ilgili gerçeğin sadece Müslümanlar için değil aynı zamanda kitap ehli için de “anlamlı” olacağı ayette açıkça bildirilmiştir. Son olarak da bugün dünyada genel kabul gören takvimin Hıristiyan takvimi olduğunu hatırlatmak isterim. Çoğu Müslüman ülke dahi (körfez ülkeleri hariç) Hıristiyan takvimini kullanmakta, sadece dini meseleler için Hicri takvime başvurmaktadır.

Sonuç

Bu makalede savunulan fikrin "rasyonel" olmadığı ve "havada" kaldığı söylenebilir. Ancak Kuran'ın "19" meseli ile bir bilmece sorduğu düşünülecek olursa durum değişir. Bilmece basitçe şu: “Bilin bakalım, kafirler için fitne olan 19 nedir?”. Makalede bunun cevabını verdiğimi umuyorum. Kendinize şunu sorun: “Kafirler için fitne olan başka bir 19 var mı tarihte?”. Bir de bunun bir bilmece olduğunu... Bilmece çözmek için biraz sıra dışı düşünmek gerekir. Örneğin şu İngilizce bilmeceye bakalım: “Why is six afraid of seven?”. Yani 6 neden 7’den korkar? Cevap: “Because seven ate (eight) nine”. Cevabın Türkçe’si: “Çünkü 7 9’u yedi!” ya da "Çünkü 7 8 9". Burada “ate” ve “eight” kelimelerinin ses benzerliği üzerine kurulmuş bir bilmece var. Peki, bunun cevabını “rasyonel” düşünce ile vermek mümkün mü? Yoksa biraz sıra dışı düşünmek mi lazım?

Ayrıca bunun bir "mesel" olduğunu unutmamak gerekir. Meseller metaforik anlatıma sahip kısa alegorilerdir. Bir alegori doğrudan sözcük anlamıyla değerlendirilmez ve alegoriler taşıdıkları mesajı sembolik figürlerle anlatırlar. Bu yüzden taşıdıkları mesaj gizlidir ve anlaşılmaları için mantıktan ziyade "hayal gücüne" ihtiyaç duyarlar.

Elbette birileri bunun bir ispat olmadığını ve ayetin pekâlâ başka bir anlama geliyor olabileceğini iddia edebilir. Sonuçta ayette açık açık “19. yüzyıl kafirler için bir fitne asrı olacak” denmiyor. Bu kişilere şunu sormak isterim: Siz her şeyi ispatla mı bilirsiniz? Mesela annenizin yüzünü ispat ederek mi bilirsiniz yoksa beyninizin yaptığı işlem ispattan daha farklı bir şey midir? Cevabını da verelim: Bu işin anahtarı “TANIMA” kelimesinde gizlidir. İspat bilmenin en uzun ve zahmetli yoludur. Çoğu durumda da zaten bir işe yaramaz. Oysa tanıma bundan çok farklıdır. Tanıma söz konusu olduğunda bir profesör ile bir çobanın (üstünlük yönünden) hiçbir farkları yoktur. Size Da Vinci’nin ünlü tablosu Mona Lisa’nın sadece ¼’ünü gösterseler yine de onun Mona Lisa olduğunu bilirsiniz. Kendinize sorun bakalım beyniniz bunu nasıl yapıyır? Cevap yine “TANIMA”. Benim açımdan bu ayet yeterince açık… Ben ona baktığımda kendimi Mona Lisa’ya bakıyormuşçasına tanıdık bir şeye bakıyor buluyorum.

Konuyla ilgisi açısından bir çöl insanının yazdığı iddia edilen Kuran’dan bir de ayet vermek istiyorum:

Maide/83
“Peygamber'e indirileni (Kur'an'ı) dinledikleri zaman hakkı tanımalarından dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. "Ey Rabbimiz! İnandık. Artık bizi şahitlerle (Muhammed'in ümmeti) ile beraber yaz" derler.”


Bir çöl insanı (!) bugün bile bazılarının hala idrak edemediği şeyi yani gerçeği bilmenin yolunu tarif ediyor: “Hakkı Tanımak”!

Yine de bazıları bu ayette örneklenen şeyi kabule yanaşmak istemeyeceklerdir. Onlara yine bu ayetlerle aynı surede bulunan bir başka ayetle cevap vermek isterim:

Müddesir/53
“İçlerinden her kişi de istiyor ki, kendisine açılıp saçılmış sayfalar verilsin.”


Her zaman Darwin’den sonra doğmuş birisi olarak kendimi din konusunda ilahi bir adaletsizliğe uğramış hissetmişimdir. Darwin’den önce yaşayanları sahip oldukları o doğal ve şüphe içermeyen imanları yüzünden hep kıskanmışımdır. Ama bu konuda da son sözü Kuran’a bırakmanın en doğrusu olduğunu nihayet anladım. Bir ayetle bitiriyoruz:

Enam/115
“Rabbinin sözü hem doğruluk hem de adalet bakımından tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur. En iyi işiten, en iyi bilendir O.”