Evrim Teorisine bir bakış

Evrim teorisi 19. yüzyıldan bu yana gündemden düşmeyen, sürekli tartışılan, lehinde ve aleyhinde sözler söylenen sıcak bir konu… Bu teorinin taraftarlarının iddiaları malum, argümanları biliniyor. Dolayısıyla bu yazıda bunlardan bahsetmeyeceğiz. Bu yazıda evrim teorisine bakışımız nasıl olmalı sorusuyla ilgileneceğiz. Ona tümüyle karşı mı çıkmalıyız, yoksa onda biz inananlar için korkutucu bir yön yok mu? Karşı çıkacaksak hangi yönlerine, hangi argümanlarla karşı çıkmalıyız?

Öncelikle şu tespiti yapmak şart: Bu teori mantıksal açıdan son derece tutarlı bir teoridir. Dolayısıyla onu mantıkla yıkmaya çalışanlar, “bak şöyleyken şöyle demek ki evrim mantıksal olarak imkansız” şeklinde bir yaklaşım sergileyenler bence boşa kürek çekiyorlar. Zaten ben böylelerinin kendilerini bile ikna edebildiklerini sanmıyorum! Bu durumda ne yapacağız? Oyun bitti ve biz mağlup mu olduk? Aslında probleme doğru yaklaşımı gösterebilirsek ki bu yazıda yapmaya çalışacağımız budur, oyunun bizim için kazanç olduğunu düşünüyorum.

Öncelikle “mantıksal olarak mümkün” ne demek, işe onunla başlayalım. Mantıksal olarak mümkün olan şey, önünde olması için bir mantıksal engel ya da çelişki bulunmayan şey demek… Örnek olarak vampirlerin var olup olmadığı sorununu alalım. Mantıksal olarak vampirlerin varlığına karşı hiçbir engel yoktur. Vampirler var olabilir ve bunun mantıksal olarak mümkün olmadığını ispatlamaya çalışan kişi, bırakınız debelensin dursun! Tam aksi yönde bir örnek olarak da “Tanrı’nın kaldıramayacağı bir taş var olabilir mi” sorunsalı verilebilir. Bu mantıksal olarak mümkün olmayan bir şeydir. (Not: Tanrı mantıksal olarak imkansız bir şeyi yapamıyor diye O’nu inkar edecek varsa, bırakınız etsin!).

Bu iki kümeden (mantıksal olarak mümkün olan ve olmayan şeyler) ilki oldukça büyüktür. Bunun anlamı hemen her şeyin zaten mantıksal olarak mümkün olduğudur. Evrim teorisi de böyledir, mantıksal olarak mümkündür, en az vampirlerin varlığı kadar!

Bu tespiti yaptıktan sonra, bu teorinin en temel iddiası olan “rasgeleliğe” nasıl yaklaşılması gerektiğine bakalım. Eğer bir teori “şans” faktörü içeriyorsa, ki evrim teorisi öyledir, işin içine “hesap” girmelidir! Size evrim teorisinden hararetle bahseden bir kişiye sormanız gereken anahtar soru budur: “Hesap yaptın mı?”. Muhtemelen “ne hesabı” diyecektir. Yapılması gereken hesap şudur: Doğanın ve canlı türlerinin verilen zamanda ve verilen üreme oranlarında tamamen rasgele oluşma olasılığı nedir? (Genelde acemiler tarafından bu sorunun cevabı zannedilen "Doğal seleksiyon simülasyonlarının" konuyla alakası bile yoktur!). Böyle bir hesabı şimdiye kadar yapabilen çıkmamıştır. Bu teoriye karşı çıkan bilim adamları karşı çıkışlarını temelde buna, yani hesaba dayandırırlar. Bu yazıda bu hesaplardan söz etmeyi düşünmüyorum, ama internette ve kitapçılarda bu konudan söz eden kaynaklara erişmek mümkün. (İnternette 500 amino asitlik bir proteinin rasgele oluşma olasılığı ile ilgili hesaplar veya Michael Behe’nin “The Edge of Evolution” ve Dr. Donald Johnson’ın “Probability's Nature and Nature’s Probability” adlı kitapları örnek olarak verilebilir).

Evet, bu bir hesap işidir ve ben evrimcilerin bizden “imkansıza” inanmamızı istediklerini düşünüyorum. Mantıksal bir imkansızlığa değil, istatistiksel bir imkansızlığa!

Devam edelim ve şu soruyu soralım: “Rasgele evrime inanmayan biri olarak, evrim tümüyle mi reddedilmeli?”. Hiç de değil! Yönlendirilmiş bir evrimsel süreç, Tanrı’nın canlıları yaratmak için seçtiği yol olabilir pekala… Ayrıca evrime tümüyle karşı çıkarsak cevap veremeyeceğimiz sorular var, mesela: “Evrim yanlışsa, Tanrı primatları hangi hikmete binaen yarattı?”.

Peki, her şeye gücü yeten, Musa’nın asasını yılana çeviren bir ilah neden canlıları evrimle yaratsın ki? Neden?

Her şeyden önce canlıların tasarımında pek çok ortak yön vardır ve hepsinin de tasarım bilgisi DNA’larında kodludur. Tanrı’nın bir canlının tasarım bilgisinde (DNA’sında) değişiklik yaparak başka bir canlı elde edebileceğini fark etmemesi düşünülemez. Dolayısıyla, yaratmada bu yolu izlemek son derece “doğal” bir alternatif... Ayrıca, bu "aşama aşama yaratım" bize Allah'ın yaratımının basitten karmaşığa doğru geliştiğini, yaratmanın bir tür "sihirle" değil, "ilimle" olduğu bilgisini aktarıyor.

Evrim'in gerçek olduğuna işaret eden hiçbir şey Tanrı'nın varlığıyla çelişmez. Örnek olarak homolog organları alalım: İyi bir tasarımcı her tasarımına sıfırdan başlamaz. Yeni bir şey tasarlarken, daha önce tasarladığı şeylerden elde ettiği birikimini mutlaka kullanır. İyi bir tasarımcının eserlerine toplu olarak bakıldığında, eserlerde yeniden ve yeniden kullanılan ortak parçalar olduğu görülür. Tıpkı legolar gibi... "Yeniden kullanılabilir parçalar (Reusable Components)" tasarım işiyle uğraşan herkesin iyi bildiği bir terimdir. Hem kim daha önce çözdüğü bir problemi -gerçekten gerekmedikçe- her defasında farklı bir yoldan çözmeyi dener? Canlılarda görülen homolog organlar, Tanrı'nın -iyi bir tasarımcı olarak- legoları en etkin şekilde kullandığını gösterir. Canlılığın yaratılmasında bu “modüler” yaklaşımın seçilmesi Tanrı'nın yokluğuna değil, ancak varlığına delildir.

Dünyanın ilk kuşunun bir dinozor yumurtasından çıkması sizce çok mu tuhaf ve Tanrı'nın varlığıyla çelişen bir şey? Öyleyse, konuyu sizin için biraz açayım: Bir motorsiklet, bir araba, bir kamyon ve bir uçağın ortak özelliği nedir? Cevap: Hepsi de taşıttır. Hepsinin de hareket etmesini sağlayan bir motoru, tekerlekleri ve daha başka bazı ortak özellikleri vardır. Birbirlerinden farklılıkları vardır, ama temelde hepsi taşıttır. Ayrı ayrı herbiri "TAŞIT" üst sınıfının üyeleridir. Ya da başka bir deyişle "TAŞIT" sınıfından türemiş "ALT SINIFLAR"dır. Biz insanlar "SINIFLAMA" kavramına oldukça aşinayız. Kendi ürettiklerimiz de dahil çevremizdeki her şeyi "ortak özelliklerine" göre sınıflar dururuz. Aynısını Tanrı yapınca neden şaşırıyoruz?

Kısacası, evrim Allah'ın canlılığı yaratma fiilinin "NASIL" yönüne bakıyor gibi duruyor!